İçeriğe geç

Temiz miyiz yoksa titiz mi?

Tıbbın olmazsa olmazı “Önce zarar verme” ve diğeri de hijyen ve sterilizasyondur. Diş hekimliğinde bizler de işlemler sırasında hem enfeksiyon kontrolü hem de danışanların ve bizlerin sağlığı için sterilizasyon ve hijyene maksimum seviyede özen gösteriyoruz. Ancak zaman zaman bu hassasiyetimizin yetmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Sakın hijyene önem vermiyoruz diye anlaşılmasın. Hijyen ve temizliği hastalık derecesinde takıntı haline getirmiş bireylerden bahsetmek istiyorum. Yakın geçmişte bir danışanım merkezimize geldiğinde asansöre binerken elindeki peçeteyle asansör çağırma düğmesini kullanmıştı sanırım orası kirli temizlik görevlisi silse iyi olur diye düşünürken butonun temiz olduğunu gördük. Sonra biraz gözlemleyince aslında danışanımız obsesif bir bireydi. Yani temizliği bir takıntı haline getirmişti. Bunu yaşadığımız günün ardından tevafuk olsa gerek ki bir televizyon kanalında izlediğim belgeselde iki zit karakterin bir gun gecirmesinden bahsediyordu. Her gün temizlik yaptığını söyleyen obsesif kompulsif temizlik hastasının yaklasimina hapishane cezasi gibi bakan biriktirme hastalığı olan bir kadının duygularını yakından incelemişlerdi.

Programda zıt karakterlerin bir kaç gün beraber vakit geçirmeleri ve hayatlarına düzen getirmeleri üzerine kurulu bir senaryo isleniyordu.

Temizlik takıntısı olan bireylerin sıklığı İngiltere de her 100 kişiden 2 kişiyken. Tuvaletten sonra elini yıkamayanların sıklığı da her üç kişiden biri olarak tespit edilmiş. Evet, tüm bu rakamlar belgesel programının temelini oluşturuyor. Program istatistiksel verilerle doluyken sadece çarpıcı olanları sizlere aktarmayı istedim. Haftada 40 saatini temizliğe ayıran bir kadının, evinde adım atacak yeri olmayan biriktirme hastalığı olan kadına yardım etmeye çalışması çok çarpıcı sahnelerle dolu bir belgeseldi. Biriktirme hastalığının neden kaynaklandığına dair şu yazılar belki biraz olsun böyle durumdan uzak olanlara bir fikir verebilir.

“Psikiyatride ‘biriktirme’ obsesif kompulsif bozukluk (saplantı-zorlantı bozukluğu) yelpazesi içinde bir rahatsızlık olarak değerlendirilebilir. Ancak biriktirme hastalığı obsesif kompulsif bozukluk dışında nedenlerden dolayı da olmaktadır.

Başkalarının çöp ve atılması gereken dediği eşyalar ‘’biriktirme hastalığı olanlar için’’ önemlidir. Onları bir yerlerde istiflerken, kimsenin onlara dokunmasını istemezler. Bu eşyalarını başkası alsa ya da atsa strese girerler. Bir süre sonra eşyalar o kadar birikir ki evde artık yürümek ve hareket etmek imkânsız hale gelir.

Biriktirme hastalığı sadece eşya için geçerli değildir. Bazıları, evde gereğinden fazla hayvan da, kedi gibi, besleyip biriktirmeye başlarlar. Böylece ev içinde artan kedi sayısı dolayısı ile komşulardan şikâyetler gelmeye başlar. Biriktirme hastalığı genelde 13-14 yaşlarında başlar. Hatta çocuklukta silgi ve kalem biriktirme ile de başlayabilir.

Biriktirme hastalığı olanların yetiştikleri evlerde de karma karışıklık ve ailelerinde de mutlaka biriktirme ya da atamama problemi olan bireyler vardır. Çok tipik olarak biriktirme hastalığı olanlar, öncelikle biriktirme eğilimi olup, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ayrılık, terkedilme, duygusuz, sevgisiz kalma nedeniyle sıkıntıları artan ve biriktirme sorunu oluşmaya başlayan bireylerdir. Zamanla, mutsuzlukları ve neşesizlikleri, biriktirme ve daha doğrusu önemli saydıkları eşyalara bağlanma ve sahiplenme duygularını besler. Bu durumda olanlar, zaman ilerledikçe, kendilerini daha yalnız hissedip ve kendi başına ‘’biriktirdikleri ve yaşamlarını doldurdukları’’ eşyalarla baş başa kalıp, dostlarından da kopabilirler. ” *

Obsesif kompulsif bozukluk olarak bilinen bir hastalığın pek çok çeşitleri var. Bu çeşitlilik arasında en dikkat çekici olanlar temizlik takıntısı ve biriktirme hastalığının iki uç noktada olmaları. Çünkü bunların teşhis ve tedavilerinin temelinde genellikle duygusal açlığın varlığı dikkat çekici bir nokta. Öyleyse çocukluk dönemi de dâhil bireylerin duygusal açlıklarının ne kadar önemli olduğunu ve göz ardı edilmemesi gerektiğini unutmayalım. Aslında bu durumlar genelde sevgide de kızgınlık ya da üzüntüde de dengeyi tutturamamaktan kaynaklanıyor. Kutsal kitapta olayların dengesini bulmakla ilgili dikkat çeken bir ayet var onunla bitirelim. ” Ey imân edenler!. Allah Teâlâ’nın sizin için helâl kılmış olduğu temiz şeyleri haram kılmayınız, haddi de aşmayınız. Şüphe yok ki Allah Teâlâ haddi aşanları sevmez. (Maide 87)

http://www.armagansamanci.com/site/makaledetay.aspx?sn=135

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir