İçeriğe geç

Esas Siz Dayanın Çocuğum

Cadde Sokak İstanbul – 7 Merhum Şehit Miralay Nazım Bey 1886 ile 15 temmuz 1921 yılları arasında yaşayan Kurtuluş Savaşı komutanlarından nadide bir askerdir. 1886’de Cemal Bey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Beşiktaş Askeri Rüştiyesi ve Çengelköy Askeri İdadisi’ni bitirdi. 1907’de Harbiye’den teğmen rütbesiyle piyade sınıfı üçüncüsü olarak mezun oldu (1323-P.3). 1910’de Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı rütbesinde mezun oldu. 1915 yılında 6. Kolordu Kurmay heyetinde yer aldı. Aynı yıl 16. Fırka kurmay başkanlığına ve ardından 19. Fırka kurmay başkanlığına atandı. 1917’de Romanya’da Alman Mareşal August von Mackensen’in karargâhında görevi aldı.

VEFATINDAN SONRA DA TERFİ ALDI

Nazım bey o kadar başarılı ve yararlı bir askerdi ki 1917-1918 yılları arası Osmanlı Rumeli Müfrezesi (takviyeli 177. Alay) komutanlığına getirildi. 1919 yılında İngilizlerin kendisini tutuklayacağını öğrenince, Kuva-yi Milliye’ye katılmak üzere İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’ya geçti.

1919-1920 yılları arasında sırasıyla 7. Süvari Alayı, Mürettep Fırkası’na komuta etti. Birinci İnönü Muharebesi’nde kumandanı olduğu 4. Piyade Fırkası’na komuta ederek Yunanlar ile savaştı ve başarılarından ötürü Yarbay rütbesine terfi ettirildi. İkinci İnönü Muharebesi’ne katıldı. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında Yumruçal sırtlarında ateş hattına ilerlerken, yakınlara kadar sokulmuş bir Yunan ağır makineli tüfek müfrezesinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandı. 15 Temmuz 1921 günü hayatını kaybetti. Naaşı, Ankara’ya getirilerek Ankara Şehitliği’nde toprağa verildi. Ölümünden bir gün sonra TBMM tarafından Miralay rütbesine terfi ettirilerek “Şehit Miralay Nazım Bey” adıyla anıldı.

ESAS SİZ DAYANIN ÇOCUĞUM

Yunanlıların ağır hamleler yaptığı sıralarda “Ordu Sakarya’ya çekiliyor! Ne oluyor?!” tartışmalarının yapıldığı zamanlarda lojistik destek yok denecek kadar az ve bir mermi bile o kadar değerli ki, tüm komutan ve askerler üzerine titriyorlar.

Böylesi bir havada Mehmet Nazım Bey askerleriyle Yumruçal mevkiine gelir. Bölgeye hakim bir tepe görür ve karargahın bu tepeyi atladığını, önlem alınmadığını görür. Askerleriyle buraya çıkarma yapmak ister ki, zaten Yunanlıların yakın olduğunu bilir, acele etmesi gerektiğini öngörmektedir.

Tepeye varılır ama Yunan çemberinin içine düşerler. Yunanlılar makinalı tüfek ile taramaya başlarlar. Mehmet Nazım Bey feci yaralanır. Kendisinin emir Çavuşu Eyüp, Mehmet Nazım Bey’i aceleyle kaparak, sıhhiye çadırına yetiştirir. İlk müdahale yapılır ama yara ölümcüldür. Mehmet Nazım Bey gözlerini açar, başında Eyüp Çavuş’u görür. Çavuş, komutanının yaşamasına sevinçle haykırır. Oysa mehmet nazım bey son anlarını yaşamaktadır.  Biraz kendini toparlayınca şu soruyu sorar; “Tepeyi tuttuk değil mi?” bir subay “Evet efendim, müsterih olunuz” der gözyaşları içinde. Yaralı komutan zorla aldığı son nefesiyle de “Arkadaşlar iyi mi?” der. “Herkes çok iyi” cevabını alır ve başında bekleyen çavuşunun “Dayanın komutanım” sözlerine şu yanıtı verir; “Esas siz dayanın çocuğum.” Ellerini çavuşun saçlarına götürmek üzere kaldırmak ister ama buna güç yetiremez. Başı, hareketsizce omzuna düşer. Şehit olur. 

Meraklısına: Miralay, Osmanlı Devletinin son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kullanılan Mirliva ile Kaymakam rütbeleri arasında olan ve günümüz rütbelerinden Albay’a denk bir askeri rütbedir.

Halide Edip Adıvar, Nazım Bey’in şehit düşmesini “Türkün Ateşle imtihanı’’ adlı eserinde şöyle anlatmaktadır.

“Dün sipere erlerle beraber girmiş orada dövüşmüştü. Oraya girmeden yarım saat önce bana telefon etti.

-Ben sipere gidiyorum, dövüşeceğim, dedi. Nazımın göğsünü kurşuna açtığını söylüyorlar. Mini bir bölmede üzerinde büyük bir bayrak örtülü olan Nazım yatıyordu. Doktorun bayrağı kaldırdığını gördüm. O, yatağın üzerine eğilmiş komutanı öperek veda ediyordu. Sonra bayrağı tekrar örterek dışarı çıktı. Evet bu, Nazım’dı. Topçu üniforması ile elleri göğsü üzerine kavuşmuş yatıyordu. Başında mavi tepeli, kahverengi kalpağı vardı. Ne tuhaf! Toprağa dönecek bu cesedin içinde Nazım’ın ruhu bir zaman yaşamıştı. Ela gözleri açıktı. Her zamanki ifadesini taşıyordu. Dünya’nın bir melodram olduğunu ifade eden gülümsemesi yüzü toprak oluncaya kadar sürüp gidecekti.

Kaynaklar:

http://www.cihandura.com/tr/makale/-SEHIT-YARBAY-N

https://eksisozluk.com/mehmet-nazim–2928337

https://kutaahya.com/kutahya-eskisehir-muharebeleri-albay-nazimin-sehit-dusmesi-ve-yumrucal-ile-nasuhcal-cepheleri-15-16-temmuz-1921-7503/ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir