Aşure Dağıtılan Konak

Suriçi Konakları – 24 Osmanlı döneminde tekkeler toplumu birleştiren sosyal kurumlar, sivil toplum örgütleri konumundaydı. Hiç bir kesim bir diğerini dışlamadan ve yargılamadan bu tekkelerden toplumun muhtaç kesimlerine eğitimden, gıdaya ve barınmaya varana kadar destek olunurdu.

Sünbül Efendi Şeyh Konağı olarak bilinen konak bu bölgenin en önemli tekkesinin bahçe sınırlarında bulunur. Konağın içinde yer aldığı tekke İstanbul ve İslam alemi için önemli dini ve tarikat merkezi olma özelliğini beş yüz yıldan fazla sürdürüyor. Konak, Sünbül Efendi tekkesine bağlı konaklama ve karşılama ihtiyaçlarını gidermek için kullanılırdı.

MUHARREM AYINDA AŞURE BURADAN DAĞITILIRDI

Muharrem’in onuncu günü bütün İstanbul şeyhleri ve usta zakirbaşıların iştirakiyle Kocamustafapaşa’daki Sünbüli tekkesinde toplanılırdı. Bunun sebebi elbette Sünbül Efendi Tekkesi’nin merkez tekke olmasıdır. Tekkenin bu özelliği, İstanbul’un fethinden sonra resmi faaliyetini bizzat padişahın fermanıyla elde etmesinden dolayıdır. Bu tekkenin merkezi rolü, İstanbul’daki tasavvuf mekteplerinin, ulema ve meşayihin burada dini ve sosyal meselelere dair istişare meclisleri kurmaları, aldıkları kararları yine burada toplanarak ilan etmelerindendir denilebilir. Hem “Merkez Tekke” ismi hem de aşurenin buradan başlayarak evvela asitanelerde sırasıyla kaynatılması saygı ve kıdem itibariyle gerçekleştirilmekteydi.

Meraklısına; Sünbül Sinan Efendi acaba “sünbül” lakabını nasıl ve kimden aldı?

Osmanlılar zamanında İstanbul’da yetişen evliyalardan biri olan ve halk tarafından Sümbül Sinan Efendi diye bilinip anılan zatın esas ismi Yusuf olarak biliniyor. Zeynüddin ve Sinanüddin lakaplarıyla da anılan Sümbül Efendi, 1451 (H. 856) yılında Merzifon’un Borlu kasabasında dünyaya geldi. Daha küçük yaşlarda, kendi akranı olan çocukların koşup oynadığı zamanlarda o ilim meclislerine gider, sohbetler dinlerdi. 14 yaşına kadar Merzifon’un Borlu kasabasında kalan Sümbül Efendi ilk tahsilini memleketinde yaptı. Sümbül Sinan 14 yaşında ilmini tamamlamak için İstanbul’a gitti. Devrin en büyük âlimlerinden Efdalzade Hamimüddin Efendinin ders halkasına oturdu.

“Sümbül” lakabını hocası verdi

Bir gün hocası Mehmet Cemalettin Efendi talebelerinden çiçek getirmelerini istedi. Tüm talebeler ertesi gün çok çeşitli ve birbirinden güzel çiçeklerle hocalarının huzuruna çıktılar. Ancak içlerinde Yusuf Sinan solmuş ve kurumaya yüz tutmuş bir sümbülle çıkageldi. Hocası bunun hikmetini sorduğunda cevaben ”Hangi çiçeğe el attıysam hepsi Allah’ı zikir ve tesbihle meşgul idiler. Onları dalından koparıp da Allah’a ulfetlerini kesmeye gönlüm elvermedi. Baktım bu zavallı sümbül dalından kopmuş, ben de bu çiçeği size getirdim” dedi. Bu olay üzerine hocası Yusuf Sinan’a Sümbül lakabını verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir