İçeriğe geç

Kim olduğunuz önemli değil, ihtiyacınız varsa sizindir.

Başlığa bakıp bu da nereden çıktı demeyin,

Hep hekim mi danışana ortamın havası değişsin diye hikaye anlatacak bu kez de danışan hekime anlattı. Bakın, bir danışanım bu hafta bana neler anlattı:

“Vezneciler’den Fatih’e doğru yavaş yavaş yürürken Şehzadebaşı Camii’nin caddeye bakan hazire pencerelerinde bir poşet dikkatimi çekti. İçindeki iki tane meyve vardı. Baktım artık mı diye, yok; bir elma, bir portakal vardı yanında da peçete duruyordu. Şaşırdım, özenle bırakılmış. Galiba unutmuşlar dedim. Tam devam ederken; caminin köşesindeki pencerede diğer poşete benzer başka bir poşet daha ondaysa bir simit, bir küçük peynir ve yine peçete var. Bu durumda bir gariplik olduğunu sezdim gayri ihtiyari dayanamayarak poşetin içine baktım, şu yazı yazıyordu. “Kim olduğunuz önemli değil ihtiyacınız varsa sizindir“. Evet inanın şok oldum. “Kim olduğunuz önemli değil, ihtiyacınız varsa sizindir.”  Hemen geri döndüm bir önceki poşete baktım ondan da aynı yazı yazıyor. “Kim olduğunuz önemli değil, ihtiyacınız varsa sizindir” Kamera şakası sandım acaba etrafta birileri şaka mı yapıyor diye. Biraz bekledim ve bir bayan geldi poşeti gördü aldı ve kenara oturup yemeye başladı. Sonra bir üniversite öğrencisi geldi o da simitle peynirin olduğu poşeti aldı.

Şaşkınlığım arttığı için orada esnaflık yapan birine sordum. “Karşıdaki camiye böyle devamlı paket mi bırakıyorlar yoksa bugünlük mü?” diye. “Yaşlı bir teyze her sabah ve akşam geliyor bırakıyor. Sabahları 5 tane poşet bırakıyor simit, peynir ve peçete; akşamları da meyve poşeti bırakıyor o da beşte. Sadaka taşlarını ihya etmek istediğini söylüyor. Günümüzde sadaka taşlarının böyle ihya edildiğini düşünsenize” dedi. Esnafın yanından ayrılırken sadaka taşı da nedir diye kendi kendime soruyordum.”

Evet, soluksuz okudunuz değil mi? Danışanım bana kısadan sadaka taşını gayet iyi hatırlatmıştı. Sadaka taşının ne olduğunu bilmeyenlere kısaca paylaşmak istiyorum. Elimizdeki bilgilere göre “Sadaka Taşı”; Osmanlı döneminde ihtiyaç sahibi bireylerin bir insan boyu uzunluğunda taş sütunların üst kısmına yapılan oyuğa bırakılan paradan ihtiyacı kadar olanı alıp fazlasını bıraktığı ve ihtiyacından fazla parayı da ihtiyacı olanların almasını dileyenlerin paralarını bıraktıkları taş sütunlardır. Rivayete göre bir zamanlar İstanbul’da 173 adet , İzmir’de 4 adet halen, Konya’ da en az 1 adet, Kastamonu’da da en az 1 adet olduğu söyleniyor. Hatta her yerde taş sütün olarak değil duvar içinde derin olmayan bir delik olarak da dizayn edilmiş. Danışanımın anlattıkları da aslında Şehzadebaşı’nda şahit olduğu bu formatta olan.

sadaka tası  sadaka tas i2

İMKANIN PAYLAŞIMI

Biraz etraflıca düşününce ne çok imkanlarımız var aslında paylaşmak için ya da katkıda bulunabilmek için öyle değil mi? Hem de güler yüzün gülümsemenin bile sadaka olduğunu söyleyen bir peygamberin de izlerini taşıyan kültür ortamında yetişirken.

Unutmayalım bizim ne peynir simit ne de meyve alıp paketleyecek vaktimiz yok diyorsanız sabah kalkınca önce aynada kendimize tebessüm edelim sonra da etrafımıza. Son olarak Amerika’ya yaptığı kısa seyahatten gelen bir meslektaşımın söylediğini aktararak bitirmek istiyorum. “New York’ta otelde koridor ya da asansörde birbirine güler yüzle bakıyordu insanlar bir anda asansörü beraber kullandığımız kişinin yüz ifadesinin çok da sıcak olmadığını fark ettim ben de ona donuk bakıyordum sonra anladım ki telefonla konuştu meğer o da Türk’müş. İnan ki, birbirine donuk ve soğuk bakan insanların Türkiye’den gittiklerini rahatça anlayabilirsin.”

İstersek kendimizi, sahip oldugumuz kültürün mirasçısı olarak görebiliriz. Ve her birimiz bedenen ve ruhen birer sadaka taşı olduğunun bilinciyle, çevremizdeki insanlara karşı olan hal ve tavırlarımızı tekrar gözden geçirelim ne dersiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir